Ağustos 1, 2020
  • 3:07 pm Hayat Devam Ediyor
  • 12:35 am Arzularına uyma seni Haktan saptırır
  • 11:33 pm Cahille Muhatap Olma
  • 6:46 pm SÖZ
  • 7:04 pm Örtünmek, Allah’ın emri, örtünmemek şeytanın isteği
Fısk-Fasıklar

Fıskın, kelime anlamı, önemsememe, duyarsızlık, açıktan açığa günah işleme, sapma, doğru yoldan çıkma, inkâr etme, yalanlama, yüce Allah’a itaatten çıkma -ki, bu ifade isyanın her türlüsünü içerisinde barındırıyor- küfür, şirk, münafıklık, sapıklık, sözden dönme irtidat gibi anlamlara gelir. Bunları işleyenler de fasıktırlar.

Kur’an’dan açıkça anlaşıldığı üzere fasık, aslında tüm sapıkların, kâfir, müşrik, münafık ve mürtetlerin, bir yerde ortak sıfatlarıdır. Çünkü tüm bunlar, yüce Allah’ın dinini bir şekilde terk etmiş, sapıklığa düşmüşlerdir.

Fasıklar nasıl bilinirler

Kur’an, fasığın özelliklerini ve fasıkların kimler olduklarını çok açık bir şekilde belirtmiştir. Fasık ile ilgili ayetlere geçmeden önce fasıkların kimler oldukları ve nasıl tanınacakları konusunda Rasulullah (as)’ın bu konudaki hadislerine ve günümüzde fasıkların nasıl bilinecekleri üzerinde durulmasında fayda vardır.

Rasulullah (as), fısk ve fasık konusunda çok açık ve net bir tanımlama yapmıştır, Rasulullah fıskı, şöyle açıklamıştır: “Ma’rufu münker, münkeri ma’ruf kabul etmek” şeklinde açıklamıştır. Buna göre ma’rufu yani iyiliği, helalı, meşru olanı münker; münkeri yani yasak ve haram olanı, kötülüğü ma’ruf kabul eden kimse fasıktır.

“Sizden, bir ümmet/topluluk olsun ki, hayra çağırsın, iyiliği emretsin ve kötülükten men etsin; işte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Al-i İmran, 104)

İşte fısk, bu ilahi gerçeğin aksini yapmak, bunları yapanlar da fasıklardır.

Günümüzde Kur’an ve Rasulullah (as)’ın bildirdiği gerçeklere aykırı hareket eden, bunları önemsemeyip haramları işleyen kimseler, apaçık bir şekilde fasıktırlar. Bu fasıkları, günümüzde tanımak oldukça kolaydır.

Sosyal hayat içerisinde aynel yakin tanınan kimselerin, Kur’an ve Sünnete aykırı fiilleri işleyenler, apaçık bir şekilde görüldüğü gibi günümüzde sosyal hayattan daha etkin bir duruma gelen sanal alemde de fasıkların kimler oldukları çok açık bir şekilde görülmektedir. Bunlar, Kur’an kriterine göre değerlendirildiklerinde fasık oldukları net bir şekilde anlaşılmaktadır. Örneklendirilecek olursa:

Sosyal hayatta Kur’ani gerçeklere göre inkâr edilmesi gereken tağuti sisteme oy verip destek olan, İslâm’ın yasakladığı faiz, zina, içki, kumar gibi fiilleri işleyen kimseler, İslâm’dan sapmış, fasık kimselerdir.

Sanal alemde, Kur’an ve Sünneti önemsemeyen, Kur’an ve Sünnetten daha çok şahsi ve gayri İslâmi konuları işleyen, iman ettiklerini iddia ettikleri İslâm’ı önemsemeyen kimseler olarak fasıklardır.

Fasıklar, Müslümanların aleyhinde konuşur, onları birbirine düşürmeye çalışırlar

Fasıklar, günümüzde -sosyal hayatta ve sanal alemde çokça görüldüğü üzere- Müslümanlar hakkında yalanlar uydurarak konuşur, Müslümanları kötülemeye, onlar arasına fitne sokmaya çalışırlar. Fasıklar, bu yaptıkları ile insanların Müslümanlara inanmamalarını, Müslümanların gözden düşürülmesini arzularlar.

“Gerçekten Allah’ın, onların sırlarını ve fısıldaşmalarını bildiğini bilmiyorlar mı! ve şüphesiz Allah, gaybları en iyi bilendir! Sadakalar hususunda Mü’minlerden güçlerinin yettiğini verenleri ayıplayan kimseler ve güçlerinin yettiğinden başkasını bulamayan kimseleri, bu nedenle alaya alanlar, Allah onlarla alay etmiş ve onlar için acıklı bir azap vardır.” (Tevbe, 78-79)

Fasıkların fitnelikleri, Rasulullah (as) zamanında da aynı şekilde devam etmiş, Müslümanları birbirlerine düşürmeye çalışmışlardır.

Velid b. Ukbe, Benî Mustalik kabilesinin zekât vergisini toplamak üzere gönderilir. Velid yolda iken birisi, bu kabileden silahlı bir grubun yola çıktığı haberini getirir. Velid, onların savaşmak için çıktıklarını düşünerek geri dönüp Rasulullah (as)’a durumu anlatır. Rasulullah (as), haberin doğru olup olmadığını araştırmak ve gereğini yapmak üzere Halid b. Velid’i gönderir. Halid b. Velid (r.anh) kabileye yakın bir yere vardığında o grubun, ezan okuyup namaz kıldıklarını, İslâm’a bağlılıklarının devam ettiğini görür ve Medine’ye döner. Sonunda onların, zekât tahsildarı geciktiği için durumu öğrenmek veya zekâtı kendi elleriyle Rasulullah (as)’a teslim etmek üzere yola çıktıkları anlaşılır. (Müsned, IV, 279; Kurtubî, XVI, 296 vd.).

Bu olay üzerine Hucurat, 6. ayeti nazil olur.

Kur’an’da fasıkların özellikleri
Fasıklar, Hakkı inkâr ederler

Fasıklar, Rab’lerinden gelen, kolaylıkla anlaşılabilecek apaçık ayetlere iman etmez, inkâr ederler. Sapıklığı yol edinen bir kimseye, hangi delil gösterilirse gösterilsin, inanmaz. İnkâr, mantık ve kural tanımayan bir hastalıktır; akıl ve düşünceyi devre dışı bırakır, bu nedenle ne delil fayda eder ne de apaçık anlatılan ayetler.

Andolsun sana apaçık ayetler indirdik ve fasıklardan başkası onu inkâr etmez. Söz verip her anlaşma yaptıkları zaman onlardan bir grup onu bozmadı mı; bilakis onların çoğu iman etmezler.” (Bakara, 99-100)
 “Ayetlerimizi yalanlayanlara da yaptıkları fısk yüzünden azap dokunacaktır.” (En’am, 49)
Fasıklar, iman etmezler

İnkârı yol edinen fasıklar, Allah’ı ve Rasulü’nü tanımadıkları için davranışlarını da bu inançsızlıkları üzerine bina eder, sapık bir hayat sürerler. İman etmek, ancak kişilikli, şahsiyetli dürüst kimselerin ulaşacakları bir onurdur! Fasıklarda bu meziyetler bulunmadığı için onlar, hiçbir şekilde iman etmezler.

“İşte sizin Hak Rabb’iniz Allah budur! O halde Hak’tan sonra sapıklıktan başka ne vardır! Öyleyse nasıl oluyor da döndürülüyorsunuz! Böylece Rabb’inin, fasık kimseler hakkında söylediği: ‘Şüphesiz onlar iman etmezler’ sözü gerçekleşti.” (Yunus, 32-33)

Fasıklar, yüce Allah’ın belirlediği esaslara hakkıyla iman etmez, Hakkı bırakıp sapıklığı yol edinirler. Bunlar, ya vahyin belirlediği esaslara uygun iman etmezler ya da kendi hevalarından uydurdukları şeylere iman ederler ki bu, Hakkı inkâr ve küfürdür.

“Şayet Allah'a, Nebi’ye ve ona indirilene iman etmiş olsalardı, onları dostlar edinmezlerdi velakin onlardan çoğu fasıktır.” (Maide, 81)

İman, fazilet sahibi olanlara Rab’lerinin lütfu ve bir onurdur, kendi hevalarını ölçü edinen, kişilikten yoksun, şahsiyet erozyonuna uğrayanlara, bu lütuf ve onur nasip olmaz.

Bir kimsenin iman etmesi için öncelikle insani değerlerini yitirmemiş olması gerekir; bu değerleri yitirenler, iman gibi yüce bir mertebeye ulaşamazlar. Yüce Allah (cc), böyle kimselere hidayet vermez.

Allah, fasıklara hidayet vermez

İnsan, nasıl ki güvenmediği, verdiği emanete ihanet edecek kişilere, değerli gördüğü emanetlerini veremiyorsa, yüce Allah (cc) da, iman ve hidayeti, onurlu bir şekilde taşımayacak, bozuk davranışları, kişiliksiz söz ve tavırları ile Tevhid inancına zarar vereceğini bildiği kimselere, hidayet vermez.

Yüce Allah (cc), insanların arkasından konuşan, onlarla alay eden, insanları hakir gören kendilerini beğenmiş, kibirli kimselere hidayet vermeyeceğini bildirmektedir.

“Onlar için mağfiret dile yahut onlar için mağfiret dileme, doğrusu onlar için yetmiş defa af dilesen artık Allah onlara mağfiret etmez; bu gerçekten onların, Allah’ı ve Rasulü’nü inkâr etmelerindendir; Allah, fasıklar kavmine hidayet vermez.” (Tevbe, 80)

Yüce Allah (cc), adil olmayan, şahitliği doğru yapmayıp gizleyen ve insanların haklarını gasp eden kimselere de hidayet vermeyecektir. Kısacası bir kimse, insan olmadığı sürece, iman etmez,  Mü’min olamaz, yüce Allah (cc) da ona hidayet vermez.

“Bu (yeminleri), şahitliği yerine getirmelerine ve ona itibar edilmesine yahut onların yeminlerinden sonra yeminlerin reddedilmesinden korkmalarına daha uygundur. Allah'tan korkun ve iyi dinleyin, Allah, fasıklar kavmine hidayet vermez.” (Maide, 108)
Fasıklar, Tevhidi esasları terk ederler

Sapıklığı yol edinenlere, en değerli şeyler de verilse, kıymetini bilmez, terk ederler. Yüce Allah (cc), İsrailoğullarına, Hz. Musa (as) ile birlikte Tevhidi esasları göndermiş, onları bulundukları zilletten ve Fir’avn’ın zulmünden kurtarmıştır. Ancak onlar, yüce Allah’a kul olma izzet ve şerefini terk ederek buzağıyı ilah edinmiş, sapıklık içerisine düşerek fıskı yol edinmişlerdir.

“(Musa) dedi ki: ‘Rabb’im, gerçekten ben, nefsimden ve kardeşimden başkasına malik değilim; artık bizimle fasıklar toplumunun arasını ayır.’ (Allah) buyurdu ki: ‘Artık gerçekten orası, kırk sene onlara haram kılındı, yeryüzünde şaşkın bir halde olacaklar; fasıklar toplumu için sen üzülme." (Maide, 25-26)

Fasıklar, kendilerine yapılan nasihatlerden de öğüt almazlar, şirk ve küfürlerine devam ederler! Bu nedenle Hz. Musa (as), söz dinletemediği fasık İsrailoğullarını yüce Allah’a şikâyet etmiş, O’ndan yardım istemiştir. Bugün, iman ettiklerini iddia etmelerine rağmen putperest sistemi destekleyen ve puta tapan yöneticilere uyan kimseler, İsrailoğullarının günümüz temsilcileri fasık kimselerdir.

Fasıklar, Kur’ani gerçekleri anlamazlar

Fasıklar, akılları çalışmayan, duygularının esiri olan kimselerdir; bu nedenle onlar, Kur’ani gerçekleri düşünüp anlayamazlar. Kur’an’ı anlamaları için düşünmeleri gerekir, arzularını her şeyin üstünde tutup ona tabi olanlar, Kur’ani mesajı kavrayamazlar.

“Şüphesiz Allah, bir sivrisineği, nihayet o (sivrisineğin) üzerinde bulunan (kanat ve iğnesi gibi) bir şeyi misal vermekten utanmaz; iman eden kimseler ise, onun gerçekten Rab’lerinden bir Hak olduğunu bilirler; ve inkâr eden kimseler ise hemen derler ki: ‘Allah, bu misalle ne demek istedi?’ (Allah), onunla çoklarını dalalete düşürür ve onunla çoklarını hidayete ulaştırır, onunla fasıklardan başkasını dalalete düşürmez.” (Bakara, 26)

Kur’an’ı, anlayıp kavramak, ancak ona samimi bir şekilde iman etmekle mümkündür. Fasıklar, iman etmedikleri için Kur’an’ı ve onda verilen mesajı anlamadıkları gibi okudukça küfür ve azgınlıklarını daha çok artırır ve saparlar.

Günümüzde, “Yalnız Kur’an” dedikleri halde İslâm’dan uzak olan, küfür ve şirk içerisinde bulunanların durumu, Kur’an’a yeterince ya da hiç iman etmemiş olmaları, “Allah ne demek istedi” diyerek ayetleri tartışmaları nedeniyle fıska düşmüşlerdir.

Kur’an’a uymayanlar fasıktırlar

Yüce Allah (cc) Kur’an’ın, iman edenler için bir öğüt olduğunu ve onların, bu en güzel öğüde uyacaklarını bildirmektedir.

O kimseler, sözü dinlerler, böylece onun en güzeline tabi olurlar, işte onlar, Allah’ın hidayet ettiği kimselerdir ve işte onlar akıl sahipleridir.” (Zümer, 18)

İman edenler, kendilerine Rab’lerinin ayetleri hatırlatıldığı zaman, hiçbir tereddüt duymadan derhal teslim olurlar ve Rab’lerine hamd ederler.

 “Şüphesiz Bizim ayetlerimize iman eden kimselere, onunla öğüt verildiği zaman secdeye kapanırlar ve Rab’lerini hamd ile tesbih ederler; onlar, büyüklük taslamazlar.” (Secde, 15)

Yüce Allah’ın ayetlerine teslim olanlar, düşünüp akleden, kendilerini yaratana iman edip teslim olan kimselerdir. Akletmeyip Hakkı görmekten mahrum olanlar, hevalarını ölçü edinip kişiliksiz bir hayat sürenler, Hakkı anlayamaz ve iman etmezler.

“Şimdi, Rabb’inden sana indirilenin gerçekten yalnızca Hak olduğunu bilen kimse, o âmâ gibi midir! Şüphesiz sadece akıl sâhipleri düşünür.” (Rad, 19)

Yüce Allah (cc), iman edenlere seslenerek, kendilerine inen Kur’an’a iman etmelerini ve ona saygı duyarak, onun hükümlerine teslim olmalarını istemektedir.

“İman eden kimseler için hâlâ vakit gelmedi mi ki, Allah’ın Zikrine ve Haktan inen şeye kalpleri saygı duysun ve bundan önce kendilerine Kitap verilen, sonra üzerlerinden uzun zaman geçen, böylece kalpleri katılaşan kimseler gibi olmasınlar ve onlardan çokları fasıklardır!” (Hadid, 16)

Fasıklar, akıllarını kullanmadıkları, heva ve heveslerini ölçü edinip ilahlaştırdıkları için Kur’an’a uymazlar. Hevalarına uymaları neticesinde kalpleri katılaşıp düşünme yeteneklerini yitiren fasıklar, doğruyu görmelerine rağmen ona uymazlar.

“Bir zaman Musa kavmine dedi ki: ‘Ey kavmim, niçin bana eziyet ediyorsunuz ve gerçekten biliyorsunuz ki şüphesiz ben, sizin için Allah’ın Rasulü’yüm’ artık ne zaman ki onlar saptılar, Allah da kalplerini saptırdı; Allah, fasıklar kavmine hidayet vermez.” (Saf, 5)

Risalet tarihi boyunca, Tevhidi esaslardan yüzçevirip küfre ve şirke düşenler, hevalarını ölçü edinen fasıklardan başkaları olmamıştır. Bunlar, yüce Allah’ın gönderdiği gerçekleri, hevalarına uymuyor diye tevil edip değiştirmişler, kendilerince bir din ihdas etmişler, böylece sapıklığı yol edinerek fısk içerisine düşmüşlerdir.

“Andolsun, Nuh’u ve İbrahim’i, (Rasul olarak) gönderdik, ikisinin zürriyetleri arasına Nebi’lik ve Kitap koyduk, bu nedenle onlardan hidayette olanlar vardır, fakat onlardan çoğu fasıklardır.” (Hadid, 26)

İster daha iyi yaşamak düşüncesi, isterse hoşa gitmediği duygusu ile olsun, hangi gerekçe ile olursa olsun, ayetler üzerinde tevil yapmak, aslından başka anlamlar yüklemek fısktır. Fasıklar ise, hiçbir zaman doğru yolu bulamaz, hidayete ulaşamazlar.

Fasıklar, şirk koşarlar

Şirk, fısk grubu içerisinde bir şubedir; bu nedenle müşrikler, aynı zamanda fasıktırlar. Yüce Allah’ın verdiği lütuf ve nimetlere nankörlük yapanlar, Rab’lerine şirk koşmuş, nankörlük yapmış, fıska düşmüşlerdir.

“Allah sizden, iman edip salih amel işleyen kimselere vadetmiştir; onlardan önceki kimseleri, halife yaptığı gibi yeryüzünde onları da halife yapacak, onlar için razı olduğu dinlerini kendilerine sağlamlaştıracak ve korkularını sonradan güvene çevirecektir. Onlar, bana kulluk edecekler, hiçbir şeyi bana şirk koşmayacaklar ve kim bundan sonra inkâr ederse işte onlar, fasıklardır.” (Nur, 55)
Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, fasıktırlar

Yüce Allah (cc), insanları çeşitli nimetlerle donatmış, onlara hükümlerini bildirmiş, yeryüzünde onlara fırsatlar bahşetmiş ve indirdiği hükümlere kesinlikle tabi olmalarını istemiş, indirdiği hükümlerle hükmetmeyenlerin fasıklar olduklarını bildirmiştir.

“İncil sâhipleri, Allah’ın onda indirdiği ile hükmetsinler; kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse işte onlar, fasıklardır.” (Maide, 47)

İman edenler, Rab’lerinden indirilen hükümlerin hepsini hayatlarına uygulamakla mükelleftirler. Bu hükümlerin kimini alıp kimini terk etmek, insanı fıska sokar.

Mü’minler, Rab’lerinden kendilerine indirilen hükümleri bir bütün olarak kabul eder, ibadetlerini, Allah yolunda mücadelelerini, bireysel ve aile hayatlarını, sosyal ve siyasal ilişkilerini, bu hükümlere bu esaslara göre düzenlerler. Onlar, bu hükümlerden yüzçevirmenin, bir kısmını alıp bir kısmını terk etmenin yüce Allah’a karşı isyan, şirk ve küfür, fısk ve sapıklık olduğunu bilirler.

Yüce Allah (cc), indirdiği hükümlerle hükmetmeyen fasıklara Fir’avn’ı örnek olarak verir ve insanlara iman etmeleri için deliller gönderir.

“Elini bağrına sok, kusursuz bembeyaz çıksın; Fir’avn’e ve onun kavmine, (göstereceğin) dokuz ayetin içindedir; şüphesiz onlar, fasıklar kavmi oldular.” (Neml, 12)

Günümüzde, Kur’an okuyup bu Kur’ani hükümlere uymayanların, Fir’avn’den hiçbir farkları yoktur. Çünkü onlar, sonuç itibarı ile Rab’lerinin hükümlerini terk etmiş, Fir’avn gibi hevalarını ilah edinmişlerdir.

Fasıklar, ahitlerine sadık değildirler

İman etmek, yüce Allah’a söz verip O’nunla ahidleşmektir. İman edenler, her konu ve durumda Rab’lerine teslim olduklarını, hiçbir şekilde arzularına göre hareket etmeyeceklerini beyan etmişlerdir.

Yüce Allah’a iman etmekle verilen bu ahitten, hangi gerekçe ile olursa olsun, dönmek, bu ahdin gereklerini yapmamak, hayatı buna göre düzenlememek, verilen sözden dönmektir ki bu, fısktır!

Fasıklar, ne Rab’lerine imanlarında ne de Rasulullah (as)’a uymalarında ne de Müslümanlara ve insanlara verdikleri sözlerinde dururlar.

“Onların çoğunda, ahde vefa bulmadık ve şüphesiz onların çoğunu, gerçekten fasıklar bulduk.” (A’raf, 102)

Fasıklar, çıkarları sözkonusu olduğu zaman hiçbir antlaşmalarına, hiçbir sözlerine sadık kalmazlar. Onlar, üç kuruşluk çıkarları için insanları aldattıkları gibi yüce Allah’ın ayetlerini de satarlar. Şu bir gerçektir ki fasıklar, Tevhidi esasların düşmanıdırlar; bu nedenle insanların yüce Allah’ın dinine ve Tevhidi esaslara yönelmesini istemezler.

Fasıklar, Rab’lerinin hükümlerini kısmen ya da tamamen terk ederek, bozgunculuk yaptıklarından bozguncudurlar. Bu bozgunculuk, Hakka karşı indi fikirlerini ortaya koymaları ve görüşlerine uymayan ayetleri terk etmeleridir.

“Allah’a söz verdikten sonra sözü bozan kimseler ve Allah’ın, onun vesilesiyle emrettiği şeyi kesenler ve yeryüzünde bozgunculuk yapanlar; işte onlar hüsrana uğrayan kimselerdir.” (Bakara, 27)

Yüce Allah (cc) iman edenlerden, indirdiği Kitaba kesin teslim olunmasını, Tevhidi esasları ortaya koyanlara yardım etmelerini istemiştir. Kur’an’ı okuyup Rab’lerinin bu buyruğuna göre hareket etmeyenler, imanlarından sapmış, fıska ve küfre girmişlerdir.

“Bir zaman Allah, nebilerden söz almıştı: ‘Elbette size kitabı ve hikmeti verdim; sonra beraberinizde bulunanı tasdik eden bir rasul size geldiğinde, ona mutlaka iman edecek ve ona mutlaka yardım edeceksiniz!’ Dedi ki: ‘İkrar ediyor musunuz ve bu size ahdimi üzerinize alıyor musunuz?’ Dediler ki: ‘İkrar ettik,’ dedi ki: ‘O halde şahit olun, ben de sizinle beraber şahitlerdenim.’ Artık kim bundan sonra dönerse, işte onlar fasıklardır.” (Al-i İmran, 81-82)

İman ettiklerine Rab’lerini şahit tutanlar, hayatları boyunca bu ahitlerine uygun hareket etmeli ve hiçbir şekilde ve şartta bundan dönmemelidirler. Çünkü verilen sözden dönmek apaçık bir şekilde fısktır.

İmandan dönmek fısktır

İman, yüce Allah’ın emirlerine kesin teslimiyet olduğuna göre iman edenler, söz ve davranışlarında bu esası gözönünde bulundurmalıdırlar. İman eden bir kimse, cahiliye âdeti olan her şeyi terk etmek zorundadır, iman ettikten sonra geçmişe ait hiçbir sözü söylemez, hiçbir fiili yapamaz; aksi halde imandan sapmış, fasık olmuş olur.

İslâm, iman edenlere, yepyeni bir kişilik ve kimlik kazandırır. İman edenler, hayatlarını, düşünce, söz ve davranışlarını, bu yeni kimliklerine göre şekillendirmek, bu yeni kimliklerine göre hareket etmekle mükelleftirler. Aksi bir söz ve davranış, onları yeni kimliklerinden soyutlar.

“Ey iman eden kimseler, bir kavim, (başka) bir kavimle alay etmesin; belki gerçekten onlardan daha hayırlı olurlar; kadınlar da kadınlarla (alay etmesinler,) belki gerçekten onlar, onlardan daha hayırlı olurlar. Kendi nefislerinizi ayıplamayın, kötü lakaplarla çağırmayın. İman ettikten sonra fısk adı, ne kötü bir şeydir; kim tevbe etmezse, işte onlar, zalimdirler.” (Hucurat, 11)

İman ettikten sonra geçmişine ait değer yargılarına, söz ve fiillerine hata ile dönenler, hemen tevbe etmelidir, tevbe etmemesi durumunda kişi, fasık olarak ölecek ve zalim olarak ebedi bir azaba girecektir.

Mü’minlerle fasıklar bir değildir

Mü’minler, iman ettikleri Kur’ani hükümlere teslim olup Müslüman oldukları için Tevhidi esaslara uygun düşünüp konuşur, davranışlarını ona göre düzenlerler. İşte Mü’minleri, fasıklardan ayıran en önemli özellik onların, imanlarında sebat etmeleridir. Yüce Allah (cc) da, imanlarında sebat eden kullarını, en güzel şekilde ağırlayacaktır.

 “Şimdi Mü’min olan kimse, fasık olan kimse gibi midir, onlar, bir olmazlar; amma iman eden ve salih amel işleyen kimselere, işte onların, yapmış oldukları şeyler nedeniyle ağırlanıp istirahat edecekleri yer cennetlerdir.” (Secde, 18-19)
Fasıklar, ibadetlerden sıkıntı duyarlar

Mü’minler, imanlarındaki samimiyet ve sadakatleri doğrultusunda ibadetlerini, hiçbir sıkıntı duymadan, şevk ve huzur içerisinde eda ederler. Oysa fasıklar, yaptıkları her ibadetten sıkıntı duyar, istemeyerek eda ederler.

 “De ki: ‘Gönüllü ya da gönülsüz infak edin, sizden kabul edilmeyecektir; şüphesiz siz fasıklar kavmi oldunuz! Onlardan, infaklarının kabul edilmesini engelleyen şey, sadece onların, gerçekten Allah’ı ve Rasulü’nü inkâr etmeleri ve ancak onların tembel tembel namaza gelmeleri ve onların, ancak istemeden infak etmeleridir." (Tevbe, 53-54)
Fasıklar, dünyevi değerlerini, inançlarına tercih ederler

Fasıkların değer ölçüleri dünyevi materyalist değer yargılarıdır; onlar, her şeyi ona göre değerlendirir, o değer yargılarını her şeyin üstünde tutarlar. Onlar, sözel olarak iman ettiklerini iddia etseler de gerçek yaşamlarında, bu iddiaları doğrultusunda hiçbir harekette bulunmazlar.

Sözle ifade, iman edilen esasların beyan edilmesidir; fiil ise, bu imanın tasdikidir. Eylemi olmayan bir iman, fısktır ve hiçbir anlamı yoktur. Fiili olmayan bir imana sahip olduğunu iddia edenler, aslında hidayetten nasiplenmemiş fasıkların ta kendileridir.

De ki: ‘Gerçekten babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz ve o tiksinti duyacağınız mallar, o durgun olacağından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız evler, Allah’tan, Rasulü’nden ve O’nun yolunda cihat etmekten size daha sevimli ise, o halde bekleyin Allah emrini getirinceye kadar! Allah, fasıklar kavmine hidayete vermez.” (Tevbe, 24)

Yüce Allah’tan, Rasulullah (as)’dan ve iman edilen esaslardan değerli görülen, vahyin önüne alınan her şey, her söz, her fiil, insanı fıska düşürür fasık yapar. Bu nedenle iman edenlerin, her konu ve durumda, bu ölçülere dikkat etmeleri, iman ettikleri esasları her şeyin üzerinde tutmaları gerekir.

Tağuti sisteme tabi olanlar, fasıktırlar

Fasıklar, dünyevi değerlerini her şeyin üstünde tuttukları, hevalarına tabi oldukları için öncelikle yakın tehlikesini hissettikleri güçlerden korkarlar. Bu güçler de şeytanın insan cinsinden olan yardımcıları tağuti sistemlerdir. Bu nedenle fasıklar, şeytanın dostu ve temsilcisi olan tağuti sistemlere tabi olurlar.

 “Meleklere: ‘Âdem için secde edin’ dediğimizde, hemen secde ettiler; cinlerden olan İblis hariç; böylece Rabb’inin emrinden saptı. Şimdi siz, benden başka onu ve zürriyetini dostlar mı ediniyorsunuz! Onlar, sizin düşmanınızdır; zalimler için ne kötü bir değişmedir!” (Kehf, 50)

Yüce Allah’ın emirlerini bırakıp kendi hevalarına ya da başka insanların isteklerine uyanlar, fıska düşmüş fasık olmuşlardır. Bunlar, yüce Allah’a isyan etmiş, şeytanın nesli ve dostu olan tağuti beşeri sistemlere zillet içerisinde boyun eğmiş kimselerdir.

 “Böylece kavmini küçümsedi, onlar da ona itaat ettiler, şüphesiz onlar, fasık olan bir kavimdi.” (Zuhruf, 54)

Yüce Allah (cc), tağuti sistemlere itaat edenleri aşağılamakta, onları maymunlar ve domuzlarla beraber anmakta, onların yerlerinin daha kötü ve sapıklardan olduklarını bildirmektedir.

De ki: ‘Size haber vereyim mi Allah yanında durumu bundan daha kötü olanı; Allah’ın, kendisine lanet ve gazap ettiği kimse ve kendilerini maymunlar, domuzlar ve tağuta itaat eder kıldığıdır; işte onların yeri daha kötü ve düz yoldan sapmışlardır.” (Maide, 60)
Fasıklar, haram yerler

İmani bir hassasiyete sahip olmayan fasıklar için vahyi anlamda hiçbir değer ölçüsü yoktur. Bu nedenle helal haram gözetmeden, “Üzümünü ye bağını sorma” mantığı ile ne bulurlarsa yerler.

Üzerine Allah’ın ismi anılmayan şeylerden yemeyiniz ve gerçekten o fısktır; şüphesiz şeytanlar dostlarına, sizinle mücadele etmeleri için ilham verirler, şayet onlara uyarsanız, muhakkak siz müşriklerden olursunuz.” (En’am, 121)

Yüce Allah’ın koyduğu kurallar dışında hareket edenler, fıska yönelmiş, İslâm’dan çıkmış, fasık olmuşlardır. Şeytan ve dostları, insanları doğrudan yüce Allah’ın hükümlerinden uzaklaştıramayınca onları, haramlara yönlendirerek fıska düşürüp fasık olmalarına çalışır ki bu da, haddi aşarak yüce Allah’ın hükümlerini çiğnemektir.

“Ey iman eden kimseler, şüphesiz şarap, şans işleri, dikili heykeller, fal okları, şeytan amelinden pisliktir, o halde ondan sakının ta ki kurtuluşa eresiniz.” (Maide, 90)
Fasıklar, kötü işler yaparlar

Hevalarını her şeyin üstünde tutan fasıklar için, artık hoşlarına giden şeyler olağan hale gelir. Hz. Lut (as)’ın kavmi, ilahi mesajdan uzaklaşınca, fıska düşüp her türlü pisliği yapmaya başladılar. Doğal olarak sonuçları, tüm sapıklardan daha kötü oldu.

Lut'a, hüküm ve ilim verdik ve bir kentten onu kurtardık ki, iğrenç (şeyler) yapıyorlardı; ger­çekten onlar, çok kötü fasıklar kavmi idiler.” (Enbiya, 74)
“Lut, o zaman kavmine dedi ki: ‘Siz, âlemlerden hiç kimsenin onunla sizi geçmediği fuhşu mu işliyorsunuz? Gerçekten siz, kadınlardan başka şehvetle erkeklere gidiyorsunuz! Doğrusu siz, müsrif (haddi aşan) bir kavimsiniz!” (A’raf, 80-81)
“Bunun üzerine onu ve ailesini kurtardık, yalnız karısı geride kalanlardan oldu ve üzerlerine bir yağmur yağdırdık; işte bak, günahkârların akıbeti nasıl oldu!” (A’raf, 83-84)

İlahi cezalar, işlenen günahlarla orantılıdır; Hz. Lut (as)’ın kavmi, dünyada hiç kimsenin yapmadığı, yapamadığı ahlaksızlıkları işledikleri için dünyadaki cezaları da o oranda ağır olmuş ve yüce Allah (cc) onları, taş yağdırarak helak etmiştir.

Fasıklara inanılmaz

Fasıklar, Mü’min (emin), Müslüman (Allah’ın hükümlerine teslim) olmadıkları için onlara güvenilmez ve verdikleri haberlere inanılmaz. Çünkü fasıklar, genelde hem doğru haber getirmezler, hem de insanların aralarını bozma gayretinde olan kimselerdir. Bu nedenle onlardan gelecek her haber iyi araştırılmalıdır.

“Ey iman eden kimseler, şayet bir fasık bir haberle size gelirse, artık (onu) açıklığa kavuşturun, doğrusu böylece (bu haber) dolayısıyla vuku bulacak bilgisizlikle bir kavme vurursunuz, sonra yaptığınıza pişman olursunuz.” (Hucurat, 6)

Müslümanlar, fasıkların getirdikleri haberleri, iyice açıklığa kavuşturduktan, iman ettikleri Kur’an’ın ve en güzel örnek olan Rasulullah (as)’ın Sünnetinin süzgecinden geçirdikten sonra değerlendirmeli, ondan sonra kabul ya da reddetmelidirler. Aksi halde sıkıntıya düşecek ve zor durumda kalacaklar.

Fasıklar, insanlara iftira ederler

Fasıklar, Allah’tan korkmadan her türlü iftirayı atar, Müslümanları karalarlar. Şu bir gerçektir ki, kime yapılırsa yapılsın, iftira iğrenç ve kötü bir şeydir.

İnsanları karalamak, yapmadıkları şeylerle itham edip onları kötülemek, hele hele namuslu kadınları, zina yapmakla suçlayıp iftira atmak, çok büyük bir zulümdür. Böyle yapanlar, iman ve İslâm’dan çıkmış fasıklardır ki, yüce Allah (cc), bu suçu işleyenlerin, şahitliklerinin kabul edilmeyeceğini bildirmiştir.

“İffetli kadınlara (iftira) atan, sonra dört şahit getirmeyenlere, böylece onlara, seksen sopa dayak atın ve onların şahitliğini ebediyen kabul etmeyin; işte onlar fasıklardır.” (Nur, 4)

Eşleri de olsa, namuslu kadınlara ve elbette ki erkeklere, zina iftirası atanların, lanetlenmesini istemektedir ki yüce Allah (cc), Müslümanlara lanet etmemektedir.

“Beşincide şüphesiz Allah’ın laneti onun üzerindedir şayet yalancılardan ise.” (Nur, 7)
Fasıkların yalan ve iftiralarına karşı Müslümanların tavrı

Fasıklar, Müslümanlardan intikam almak, onları diğer insanların gözünden düşürmek, söyledikleri Tevhidi gerçeklere insanların inanmalarını engellemek için, Müslümanlar aleyhine kara propaganda başlatırlar.

“De ki: ‘Ey Kitap ehli, bizden intikam mı alıyorsunuz? Gerçekten ancak Allah'a, bize indirilen şeye ve bizden önce indirilen şeye iman ediyoruz ve gerçekten sizin çoğunuz fasık kimselerdir." (Maide, 59)

Müslümanlar aleyhinde fasıkların yaymaya çalıştığı her yalan ve attıkları her iftira, Müslümanların hayrınadır. Bu tür yalan ve iftiralarla bir taraftan kalbinde hastalık olan kişiler ve fasıklar ortaya çıkarlarken tertemiz Mü’minler onlardan ayrışmakta ve müfterilerin iğrenç suratları da ortaya çıkmaktadır.

“Şüphesiz iftira ile gelen kimseler, sizden bir gruptur; kendiniz için onu şer sanmayın, bilakis o, sizin için hayırdır. Onlardan her kişi için kazandığı şeyin günahı vardır ve onlardan o büyük (iftirayı) yöneten kimse, onun için büyük bir azap vardır.” (Nur, 11)

Müslüman şahsiyetler, yüce Allah’a gerçekten iman etmemiş müfteri fasıklara elbette inanmazlar, ancak imanları olgunlaşmamış ya da kalplerinde hastalık bulunanlar, fasıklara inanırlar. Bu hastalıklı kimseler, Müslümanlar hakkında duydukları yalan ve iftiraları duyduklarında hemen onu yaymaya çalışırlar.

Rab’lerine gerçekten iman etmiş, imanları kalplerinde kökleşmiş Mü’minler, fasıkların yaydıkları haberleri işittiklerinde, bunun bir iftira olduğunu ifade ederler.

“Onu işittiğiniz zaman Mü’min erkek ve Mü’min kadınlar, kendilerinin vicdanlarıyla hayırlı zanda bulunsalardı ya ve deselerdi ki: ‘Bu, büyük bir iftiradır.” (Nur, 12)

Yüce Allah (cc), her vesile ile insanları denemekte, Mü’minleri sağlamlaştırırken onlara karşı olan tüm kâfir, müşrik, münafık ve fasıkları deşifre etmektedir. Hamdolsun!

Fasıklar, hile yaparlar

Fasıklar, dünya hayatlarını rahat yaşamak için her türlü yalana, hileye başvururlar; öyle ki onlar, yüce Allah’a karşı bile hile yapmaktan çekinmezler. Fıskı, günümüz fasıkları gibi bozuk bir karakter haline getiren İsrailoğulları, Cumartesi günü, balık avlamanın haram olduğunu bildikleri halde hile yoluna başvurup Cuma gününden ağlarını denize atıyorlar, Cumartesi günü ağlara takılan balıkları, Pazar günü çekiyorlardı. Böylece kendi mantıklarına göre Cumartesi balık avlamamış oluyorlardı.

“Onlara, o deniz (kıyısına) yerleşmiş bulunan kenti sor, o zaman Cumartesi haddi aşıyorlardı; şer’an (tatil olan) Cumartesi günü balıklar, onlara gelirdi, Cumartesi dışındaki günde onlara gelmezlerdi; işte, fasık olduklarından dolayı onları böyle imtihan ediyorduk.” (A’raf, 163)

Yüce Allah (cc), bu hilekâr ve sahtekâr kavmi ve onları destekleyenleri helak etmiş, sonradan gelenlere bu olayı bir ibret olarak bırakmıştır.

 “Ne zamanki o hatırlatılan şeyi unuttular, kötülükten men eden kimseleri kurtardık ve zulmeden kimseleri de, -fasık olmaları nedeniyle- şiddetli bir azapla cezalandırdık. Ne zamanki, ondan nehyedildikleri şeye isyan ettiler, onlara dedik ki: ‘Aşağılık maymunlar olun!’” (A’raf, 165-166)
 “Bir kenti gerçekten helâk etmek istediğimiz zaman, onun varlıklılarına emrederiz, böylece orada fısk yaparlar, artık onlar üzerine söz hak olur, nihayet orayı yıkar, darmadağın ederiz.” (İsra, 16)
Yüce Allah (cc), fasıklardan razı değildir

Yüce Allah’ın hükümlerinden yüzçevirdikleri, hevalarını ilah edindikleri, yalan söyledikleri, haram yedikleri, namuslu insanlara iftira attıkları, fitne yayıp insanların arasını bozmaya çalıştıkları, dünyevi değerlerini Allah ve Rasulü’nden üstün tuttukları için yüce Allah (cc), fasıklardan razı olmayacaktır.

“Allah’ı unutan kimseler gibi olmayın; bu yüzden (Allah) onlara kendi nefislerini unutturdu, işte onlar, fasıklardır.” (Haşr, 19)

Yüce Allah (cc), fasıklar, ikiyüzlülük yaparak Müslümanlara yaranmaya çalıştıkları konusunda Müslümanları uyarmış, Müslümanların, onlardan razı olmamalarını, Kendisinin, onlardan razı olmayacağını ve onları bağışlamayacağını bildirmiştir.

“Size yemin ediyorlar onlardan hoşnut olmanız için, ancak şayet siz onlardan razı olsanız da, artık gerçekten Allah, fasıklar toplumundan razı olmaz.” (Tevbe, 96)
Müslümanlar, fasıkları cezalandırabilir

Azgınlığı yol edinen, dünya hayatını imar etmek için yüce Allah’ın hükümlerinden yüzçeviren fasıkları, İslâm Devleti, mallarını ellerinden alarak onları cezalandırabilir.

“Hurma ağacından ne kestiyseniz yahut onu kökleri üzerinde dikili bırakmanız ancak Allah’ın izniyle ve fasıkları cezalandırması içindir.” (Haşr, 5)

 Bu ayet, Müslümanlar tarafından kesilen Yahudi hurmalıkları hakkında nazil olmuştur. Yüce Allah (cc), Yahudilere ait kesilen hurma ağaçlarını, Müslümanların, kendi iradeleri ile yapmadıklarını, Kendi izni ile olduğunu bildirmiştir.

Ayette geçen "liyne" kavramı Araplarca bilinen iyi bir cins hurma ağacıdır; Müslümanlar, o zaman Yahudilerin bazı hurma ağaçlarını kesmiş, bazılarını ise kendi haline bırakmışlardı.

Fitne ve fısk üzerinde bulunan Yahudiler, hem kesilen ağaçlar, hem de bırakılan ağaçlar için paniğe kapılmışlardı. Ayette, Müslümanların kestiği ve ağaçlardan kesilmeyip kökleri üzerinde bırakılanların Allah'ın izni ile yapıldığını açıklanmıştır.

Bu olay ile yüce Allah (cc), dininden sapmış olanları, hurma ağaçlarını kestirerek aşağılıyordu ve kesilmeyenlerin, ateşe verilmesine üzülmeleri ise, onları başka bir şekilde aşağılıyordu. Her iki eylemin arkasında ve ötesinde şüphesiz Allah'ın iradesi vardı.

Fasıklar, helak edilirler

Hiçbir kötülük, hiçbir ceza, ne dünyada ne de ahirette karşılıksız kalır! Yüce Allah (cc), yapılan her iyiliğin karşılığını da, işlenen her kötülüğün karşılığını da verendir. Dünya hayatında fasıkları acı bir azap ile helak eden yüce Allah (cc), ahiret hayatında da daha büyük ve sürekli bir azapla onları cezalandıracaktır.

“Onun için levhalara her şeyden bir öğüt ve her şey için ayrıntılı bir açıklama yazdık: 'Artık kuvvetle onu tut ve kavmine emret, onu en güzel şekilde tutsunlar; fasıkların yurdunu yakında size göstereceğim!" (A’raf, 145)
 “Şüphesiz Biz, bu şehir halkı üzerine, fasıklar olduklarından dolayı gökten bir ceza indirenler olacağız.” (Ankebut, 34)
O halde sabret, azim sahibi rasullerin sabrettikleri gibi; onlar için acele etme. Onlar, vadedildikleri şeyi gördükleri gün, (sanki) gündüzün bir saati dışında kalmamış gibi olurlar. (Bu), bir tebliğdir; öyleyse fasıklar toplumundan başkası mı helak edilecektir.” (Ahkâf, 35)
“Önceden Nuh kavmini de (helak etmiştik); şüphesiz onlar, fasıklar kavmi idiler.” (Zariyat, 46)
Fasıkların cenaze namazları kılınmaz, kabirleri başında durulmaz

İslâm’da, günahkâr da olsa, her Müslümanın cenaze namazı kılınır, ona dua edilir. Ancak fıska düşüp fasık, müşrik, münafık, kâfir ve mürtetlerin cenaze namazları kılınmaz. Yüce Allah (cc), fasıkların, cenaze namazlarının kılınmayacağını ve kabirleri başında durulmayacağını Müslümanlara bildirmiştir.

“Ve onlardan ölen birinin üzerine ebediyen namaz kılma ve onun kabri üzerinde durma; şüphesiz onlar, Allâh'ı ve Rasulü’nü inkâr ettiler ve onlar, fasıklar olarak öldüler.” (Tevbe, 84)
Fasıklar, cehennemliktirler

Yüce Allah’ın emirlerini unuttuklarından inkâr edenler grubundan olduklarından ve dünya hayatlarında zevk ve sefa içerisinde yaşadıklarından dolayı her inkârcı kâfir, müşrik, münafık ve mürtet gibi fasıklar da, ebedi ve acıklı bir azaba sürükleneceklerdir.

“Ve o gün, ateşe sunulan inkâr eden kimselere: ‘Güzelliklerinizi giderdiniz; dünya hayatınızda onunla hoş vakit geçirdiniz, işte bugün, yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamanız ve fasık olmanızdan dolayı siz alçaltıcı bir azap ile cezalandırılacaksınız.” (Ahkâf, 20)
Ve amma fasık kimseler, işte onların barınakları ateştir, her ne zaman ondan çıkmak isteseler, ona geri çevrilirler ve onlara denir ki: ‘Ateş azabını tadın ki, siz onu yalanlıyordunuz!” (Secde, 20)
Ramazan YILMAZ

RELATED ARTICLES
LEAVE A COMMENT