Ağustos 1, 2020
  • 3:07 pm Hayat Devam Ediyor
  • 12:35 am Arzularına uyma seni Haktan saptırır
  • 11:33 pm Cahille Muhatap Olma
  • 6:46 pm SÖZ
  • 7:04 pm Örtünmek, Allah’ın emri, örtünmemek şeytanın isteği

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم

KUR’AN’DA ZİKİR KAVRAMI

Tarihi süreçte, Kur’ani birçok kavramın asıl anlamları, bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde değiştirilmiştir. Kur’ani kavramların ihtiva ettikleri asıl anlamlarını değiştirenler, bu nedenle Hakkı batılla bulayarak Kur’ani Gerçekleri gizleyenler, yüce Allah (cc) tarafından lanetlenmekte ve acıklı bir azap görecekleri bildirilmektedir.

 “Hakk’ı bâtılla karıştırmayın ve sizin bildiğiniz Hakk’ı gizlemeyin.” (Bakara, 42)

“Şüphesiz açık delillerden indirdiğimiz şeyleri ve hidayeti, biz Kitap’ta insanlara onu açıkça beyan ettikten sonra gizleyen kimseler, işte onlara Allah lanet eder ve lanet edebilenler de onlara lanet eder.” (Bakara, 159)

“Şüphesiz, Allah’ın indirdiği Kitap’tan bir şey gizleyen kimseler ve onu az bir değere satanlar, işte onların yedikleri, karınları içindeki ancak ateştir. Allah, Kıyamet günü onlarla konuşmaz ve onları temizlemez; onlar için acıklı bir azap vardır.

İşte onlar, hidayete karşılık sapıklığı, mağfirete karşılık azap satın alan kimselerdir; artık ateşe karşı ne kadar sabredebilirler.” (Bakara, 174-175)

Hakkın batılla bulandırılıp kavramların değiştirilmesi yoluyla Gerçeklerin gizlenmesi, tarihi süreçte hemen her toplum tarafından yapılmıştır. Bu nedenle yüce Allah (cc), rasullerini ardı ardına göndererek doğruları bildirmiş ve kelimelerin anlamlarını değiştirerek gerçekleri gizleyenleri lanetlemiştir.

“Sözlerini bozmaları sebebiyle onları lanetledik ve kalplerini katı yaptık; kelimeleri, tahrif edip yazdılar, kendisiyle öğüt verilen şeyden pay almadılar ve unuttular. Onlardan pek azı hariç, onların hainliklerine daima muttali olursun, sen aldırış etme; bu yüzden onlardan vazgeç ve yüzçevir, şüphesiz Allah, güzel davrananları sever.” (Maide, 13)

Günümüzde, tıpkı tarihi süreçteki gibi, kimi çıkarlar elde etmek isteyen bel’amlar, Kur’ani kavramları değiştirmiş, kavramları asıl manaları dışında anlamlandırılarak insanların Tevhidi esaslara ve Kur’ani gerçeklere yönelmelerini engellenmeye çalışmışlardır. Ancak bel’amların bütün gayretlerine rağmen Kur’ani kavramlar, Kur’an’da asıl anlamlarını  muhafaza etmekte ve kendisine iman edenlere yol göstermektedir.

Günümüzde, Kur’ani kavramlardan anlamı en çok değiştirilip daraltılan, asıl manası dışında anlamlandırılan kavramlardan biri de hiç kuşkusuzdur ki zikir kavramıdır. En çok tasavvuf kesimi tarafından zikir kavramı üzerinde yapılan bu saptırma ve kaydırmalar, maalesef toplumda birçok kişi tarafından da aynı anlam kayması ile kullanılmaktadır.

Zikir kavramı, Kur’an’da çok geniş bir anlamı içerdiği halde günümüzde neredeyse tek anlama düşürülmüş, içi boşaltılmış bir hale getirilmiştir. Oysa zikir kavramı Kur’an’da, değişik kullanımları ile beraber 292 yerde tekrarlanmakta ve 39 manada kullanılmaktadır.

Zikrin Kur’an’da geçen anlamları

Anlamak, anlatmak, anmak, besmele, bilmek, davet etmek, delil, düşünenler, düşünmek, görmek, hatırlamak, hatırlatmak, ibadet etmek, ibret almak, iman etmek, itaat etmek, kıssa, kitap, konuşmak, kulluk yapmak, Kur’an-ı Kerim, namaz kılmak, okumak, öğüt, öğüt almak, öğüt vermek, sevmek, söylemek, şan, şeref, şerefli, şükretmek, Tevrat, uyarı, uygulamak/gereğini yapmak, vahiy, yardım etmek, yol göstermek.. Aynı kökten gelen zekere, erkek anlamına gelmektedir.

Kur’an’da, otuzdokuz manada kullanılan zikir kavramı, bugün maalesef asıl anlamlarından hiçbiriyle uzaktan yakından ilgisi bulunmayan ve bütün anlamları ile çelişen başka bir anlam verilerek kullanılmaktadır. Tasavvufun başını çektiği bu saptırma çabalarına, Kur’an ile kısmen de olsa tanışıklığı olanlar ve Kur’an tefsiri yapan birçok Samiri soylu bel’am da adeta seyirci kalmışlardır.

Genellikle tağutun izni ile kurulmuş şirk yuvaları vakıflarda kümelenen Samiri soylu bel’amlar, zikir kavramı ile beraber Tevhid, şirk, tağut ve İslâmi devlet yapısı gibi birçok Kur’ani kavramı değiştirmişler, asıl manaları dışında anlamlar yükleyerek takipçilerine, Kur’ani kavramlar diye anlatmışlardır.

Yapılan sapma çalışmalarına, hiç kimsenin ses çıkarmaması, saptırıcı unsurları ve özellikle de tasavvufçuları cesaretlendirmiş, onlar, meydanı boş bulmanın avantajı ile zikir kavramını, sapık düşüncelerine göre İslâm’da yeri olmayan bir anlamda kullanmışlardır.

Bu çalışmamızda, öncelikle zikrin Kur’ani anlamları, alfabetik sıra ile ortaya konulacak, daha sonra tasavvufçuların zikir ile ilgili iddialarına yer verilecektir inşaAllah. Bu çalışma yapılırken hiçbir şekilde indi görüşlerle hareket edilmeyecek, yalnızca Kur’ani verilerden hareket edilecektir.

Zikir kavramının değişik anlamları belirtilirken, konu bütünlüğünün sağlanması ve zikir anlamının daha net ve açık olarak anlaşılması için diğer ayetlere de yer verilecektir. Böylece zikir kavramı, Kur’an bütünlüğü içerisinde asıl kullanıldığı anlamları ile daha net bir şekilde ortaya konulacaktır.

1- Anlamak: Kur’an’da, bir konunun belirginleşmesi, söylenenlerin net anlaşılması hususunda zikir kavramı, anlamak şeklinde kullanılır.

“Artık size dediğim şeyleri yakında anlayacaksınız/zikredeceksiniz; ben işimi Allah’a havale ediyorum, şüphesiz Allah, kullarını görendir.” (Mü’min, 44)

Bu ayetlere bakıldığında insanların kendilerine söylenen şeyleri düşünmeleri halinde anlayabileceklerini bildiriyor. Bir konuyu derin araştırmayanların, o konuyu anlamayacakları, zikir kavramıyla ifade edilmektedir.

2- Anlatmak: Bir mesajı ortaya koymak, bir konuyu anlatmak ya da bir şahsı bir başkasına tanıtmak için de zikir kavramı kullanılır.

“Nuh’un haberini onlara oku; o zaman kavmine demişti ki: ‘Ey kavmim, şayet benim durumum ve Allah’ın ayetlerini anlatmam/zikretmem size ağır geldiyse, artık ben, Allah’a tevekkül ettim; artık siz ve ortaklarınız işiniz (için) toplanıp karar alın, sonra kararınız size dert olmasın, sonra bana uygulayın ve bana mühlet vermeyin!” (Yûnus, 71)

“Ve (Yusuf), o ikisinden gerçekten onun kurtulacağını sandığı kimseye dedi ki: ‘Rabb’inin (efendinin) yanında beni anlat/zikret ancak rabbine (efendisine) söylemeyi şeytan ona unutturdu, böylece birkaç sene daha hapiste kaldı.” (Yûsuf, 42)

Hz. Nuh (as), iman etmeyen kavmine, yüce Allah’ın ayetlerini anlatırken onlara, “Allah’ın ayetlerini zikretmem” diye seslenmektedir. Burada kullanılan “zikretmem” ifadesi, anlatma anlamına gelmektedir. İnsanlar, vahiyle ilk defa yüzyüze gelmekte ve Hz. Nuh (as) onlara o ayetleri anlatmakta (zikretmekte)dir ki onlar, iman etsinler. Aynı şekilde Hz. Yusuf (as), zindan arkadaşından, Kralın yanında kendisini anlatmasını, kendisinden söz etmesini isterken, “Beni zikret” demektedir.

3- Anmak: Yüce Allah’ı ya da bir kişiyi anmak, yüce Allah’ı insanlara anlatmak, zikir kavramı ile ifade edilmiştir.

“Onların kalpleri üzerine, gerçekten onu anlamalarını engelleyen bir örtü ve kulaklarına bir ağırlık koyarız. Kur’an’da, Rabb’ini tek olarak andığın/zikrettiğin zaman sırtları üzerine dönüp kaçarlar.” (İsra, 46)

Burada Kur’an’a davet eden elçiden, iman etmeyenlerin nasıl ve neden yüzçevirdikleri belirtilmekte ve Kur’an’a davet (zikir) edildiklerinde iman etmeyenlerin kaçışları gözler önüne serilmektedir.

4- Besmele: Kur’an’da genellikle hayvanların kesilmesi konusu anlatılırken zikir kelimesi kullanılır. Burada sözkonusu olan zikir, kesim yapılırken çekilen besmeledir. Çünkü Müslümanlar için aslolan, besmele ile hayvanların kesilmesidir.

O halde, üzerine Allah’ın ismi anılan/zikredilen şeylerden yiyin, gerçekten O’nun ayetlerine iman edenler iseniz.” (En’am, 118)

5- Bilmek: Zengin ve oldukça çok değişik bir anlam hazinesine sahip olan zikir kavramının bir diğer anlamı da bilmektir.

“Rabb’inden sana indirilenin hak olduğunu bilen kimse, (bunu bilmeyen) kör gibi olur mu? Ancak akıl sahipleri bilir/zikreder.” (Rad, 19)

Dikkat edilirse ayette Rabb’inden indirilen gerçekleri, ancak akıl sahiplerinin bileceği (zikredeceği) şeklinde ifade edilmektedir.

6- Davet etmek: İnsanları hakka çağırmak ve onların hidayeti bulmalarına yardımcı olmak için yapılan davetin bir anlamı da zikirdir.

“Sonra birbiri ardınca davet edenlere/zikredenlere.” (Saffat, 3)

Saffat, 3. ayette, ardarda gelen elçilerin, insanları yüce Allah’ın birliğine davet ettikleri (zikrettikleri) ortaya konulmaktadır.

7- Delil: Yüce Allah’ın birliği ve her şeyin Rabb’i olduğu ortaya konulurken ifade edilen söz yine zikirdir. Yüce Allah’a ortak koşan müşriklere delil soran Risalet önderlerinin ve Tevhid erlerinin söyledikleri söz ve gösterdikleri delil, zikir olarak ifade edilmiştir.

“Yoksa O’ndan başka ilahlar mı edindiler; de ki: ‘Şimdi delilinizi getirin.’ Bu, benimle beraber olan kimselerin ve benden önceki kimselerin delilidir/zikridir; bilakis onların çoğu Hakkı bilmiyorlar, bu nedenle onlar, yüzçeviren kimselerdir. Senden önce hiçbir Rasul göndermedik ki, ‘Şüphesiz benden başka İlah yoktur’ diye vahyetmiş olmayalım; öyleyse bana kulluk edin!” (Enbiya, 24-25)

Evet, her çağda Tevhid erlerinin delili (zikri) ancak, “Allah’tan başka ilah yoktur” Kelime-i Tevhidi olmuştur. Bu nedenle, Tevhid gerçeğini ortaya koyan Mü’minler, toplumlarına bu delille (zikirle) gitmişlerdir.

Ayette Risalet önderleri, muhataplarından Allah’tan başka edindikleri ilahlarının varlığı hakkında delil isterlerken, kendileri de “Bu, benimle beraber olan kimselerin ve benden önceki kimselerin delilidir/zikridir;” derlerken bu delillerini, zikir olarak ifade etmişlerdir. Bu delilin (zikrin) de devam eden ayette, yüce Allah’tan başka bir ilahın olmadığı gerçeğidir.

8- Düşünenler: Tefekkür zikir olunca, doğal olarak tefekkür edenler (düşünenler) de zakirin olacaklardır.

“Gündüzün iki tarafında ve gecenin yakınlarında namaz kıl, doğrusu iyilikler kötülükleri giderir; bu, düşünenler/zikredenler için bir hatırlatmadır. (Hud, 114)

Ayette, verilen zikrin, ancak düşünenlerce anlaşılacağı ifade edilirken; düşünenler sözcüğü, zikredenler şeklinde verilmektedir.

9- Düşünmek: Zikrin en çok kullanılan anlamı, hiç şüphesizdir ki, düşünmektir. Yüce Allah (cc), kullarından düşünmelerini istemektedir. Kur’an’da, ancak düşünenlerin gerçekleri kavrayacakları, düşünmeyenlerin ise, hayvanlardan daha sapık oldukları bildirilmektedir. Şu bir gerçektir ki, düşünmeyen kişiler, ayetleri anlamayacak; ayetlerin ne ifade ettiklerini anlamayanların ise, yüce Allah’a gereği gibi kulluk yapmayacakları kesindir.

Günümüzde, Kur’an gerçeğinden, ayetlerin asıl manalarından habersiz olanlar, yüce Allah’a gereği gibi kulluk yapmamakta, bazı saptırıcıların da fitneleri ile dalalet ve sapıklık içerisinde Rab’lerine şirk koşmaktadırlar.

Düşünmek, vahyi gerçekleri kavramayı, yüce Allah’ı gereği gibi tanımayı sağlamakta, bu nedenle insan, insan olma onuruna yükselmekte, Tevhidi esasları gereği gibi bilmekte, bunun sonucunda şirk koşmadan Rabb’ine kulluk etmektedir. Düşünmek, insanda kulluk bilincini geliştirerek ibadetlerin daha sağlıklı yapılmasını sağlamaktadır.

“Onlar ayakta, oturarak ve yanları üzerindeyken Allah’ı hatırlarlar/zikrederler, göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler/zikrederler: ‘Rabb’imiz, sen bunu boşuna yaratmadın, sen yücesin, bizi ateş azabından koru!” (Al-i İmran, 191)

Rabb’inizden size indirilen şeye tabi olun ve O’ndan başka velilere tabi olmayın, ne kadar az düşünüyorsunuz/zikrediyorsunuz!” (Araf, 3)

10- Görmek: Dünya hayatında, davete muhatap olan inatçı zorbaların, bu inat ve zorbalıkları sonucunda karşılaşacakları durumun yakında görecekleri bildirilmektedir. Bu görme, zikir kavramı anlamı ile ifade edilmiştir.

“Ad’dan sonra sizi halifeler kıldığını görün/zikredin ve yeryüzüne sizi yerleştirdi; onun düzlüklerinde saraylar ediniyorsunuz ve dağlardan evler yontuyorsunuz, bundan dolayı Allah’ı düşünmez misiniz ve yeryüzünde kötülük yaparak ifsat eden kimseler olmayın.” (A’raf, 74)

Burada Semud kavminden, yüce Allah’ın kendilerine verdiği nimetleri ve içerisinde yaşadıkları refahı görmeleri istenmekte, bu görme zikir olarak ifade edilmektedir.

11- Hatırlamak: Bir konuda Kur’ani hükümler unutulduğunda hemen hatırlanarak gereği yapılmalıdır bu hatırlama zikir kavramı ile ifade edilmektedir.

“Ayetlerimiz hakkında mücadele eden kimseleri gördüğün zaman onlar, başka bir söze girinceye kadar onlardan yüzçevir ve şayet şeytan sana unutturursa, o halde hatırladıktan sonra zalimler topluluğu ile oturma.” (En’am, 68)

12- Hatırlatmak: Yüce Allah’ın, hesap gününün, vahyi esasların ve Kur’an’ın, insanlara hassasiyet göstermeleri için hatırlatılması hususunda kullanılan kelime yine zikirdir.

“Mü’minler o kimselerdir ki, Allah hatırlatıldığı/zikredildiği zaman yürekleri ürperir, O’nun ayetleri kendilerine okunduğuda imanlarını artırır ve Rab’lerine tevekkül ederler.” (Enfal, 2)

“Bu, bir hatırlatmadır/zikirdir; şüphesiz muttakiler için gerçekten güzel bir gelecek vardır;” (Sad, 49)

13- İbadet etmek: Yüce Allah’a ibadet etmek anlamına da gelen zikir, bu ibadetin nasıl ve ne şekilde yapılacağı ile ilgili açıklamaları da beraberinde getiririr.

Namazları koruyun, orta namazı da ve Allah için boyun eğerek yerine getirin, ancak şayet adamlar yahut binicilerden korkarsanız, artık güvene kavuştuğunuz zaman işte bilginiz olmayan şeyleri size öğrettiği gibi Allah’a ibadet edin/zikredin.” (Bakara, 238-239)

“Gerçekten Ben, Ben Allah’ım, benden başka ilah yoktur, öyleyse bana kulluk et ve bana ibadet etmek/zikir için namaz kıl.” (Taha, 14)

14- İbret almak: Yüce Allah’ın varlığına ve birliğine işaret eden dünyadaki olaylardan ve insanların kendilerini ilgilendiren konulardan ibret almaları hususu Kur’an’da zikir kavramı ile belirtilmiştir.

“O halde savaşta onlara rastlarsan, artık onları, onların arkalarındaki kimseleri korkut, ta ki ibret alsınlar/zikretsinler.” (Enfal, 57)

15- İman Etmek: İnsanların, gerçekleri kavrayarak yüce Allah’a yönelip iman etmeleri hususu da zikir kelimesiyle açıklanmıştır.

“Bu, Rabb’inin doğru yoludur; gerçekten Biz, ayetleri iman edecek/zikreden bir toplum için geniş biçimde açıkladık.” (En’am, 126)

“Görmüyorlar mı kendilerinin her yıl bir iki defa imtihan edildiklerini! Yine de tevbe etmiyor, iman etmiyorlar/zikretmiyor.” (Tevbe, 126)

Dikkat edilirse, küfürde olan insanların iman etmeleri için ayetlerin geniş geniş açıklandığı bildirilmektedir. İman etmeyen bir kavmin, yüce Allah’ı zikretmesi, yani O’nu anması mümkün değildir. Bu nedenle ayetlerde geçen zikir kavramı, iman etmek anlamında kullanılmıştır. Fir’avn ailesinin iman etmesi hususu da zikir kavramıyla açıklanmıştır.

16- İtaat etmek: Kur’an’da, itaat etmek kavramı da zikir kavramıyla açıklanmıştır.

Sen ve kardeşin, ayetlerimle gidin ve bana itaatte/zikirde gevşeklik etmeyin, ikiniz gidin Fir’avn’e, gerçekten o tuğyan etti,” (Taha, 42-43)

Yüce Allah (cc) Hz. Musa (as) ve Hz. Harun (as)’ı tebliğle görevlendirip Fir’avn’e göndermekte ve emrini yerine getirme hususunda kendisine itaat edilmesini isteyerek ‘bana itaatte/zikirde gevşeklik etmeyin’ buyurmaktadır. Ayetteki zikir ifadesi, verilen görevin yerine getirilmesinde emre itaat edilmesi anlamında kullanılmaktadır.

17- Kıssa: Kimi kıssaların anlatılması da zikir kavramıyla ifade edilmiştir. Hz. Zülkarneyn (as)’dan verilen haber (kıssa) zikir olarak ifade edilmektedir.

Sana, Zülkarneyn’i soruyorlar, de ki: ‘Ondan size bir kıssa/zikir okuyacağım;” (Kehf, 83)

18- Kitap: Kitap ifadesi de Kur’an’da bir çok ayette, zikir kavramıyla ifade edilmiştir.

“Bu, ayetlerden sana o okuduğumuz, Hakim Kitap’tan/Zikir’dendir.” (Al-i imran, 58)

Senden önce kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını göndermedik; o halde şayet bilmiyorsanız, Kitap/Zikir ehline sorun.” (Nahl, 43)

Bu ayetlerden de anlaşıldığı üzere zikir kavramı Kitab anlamında kullanılmaktadır.

19- Konuşmak: Birileri hakkında konuşmak da zikir kavramı ile ifade edilmektedir.

Dediler ki: ‘Onları konuşan/zikreden bir delikanlı duymuştuk, ona İbrahim deniliyormuş!” (Enbiya, 60)

20- Kulluk yapmak: Kur’an’da, yüce Allah’a kulluk yapmak kavramının diğer bir anlamı da zikir olarak ifade edilmiştir.

“İşte siz onları alay konusu edindiniz, hatta bana kulluk etmeyi/zikrimi size unutturdu ve siz onlara gülüyordunuz.” (Mü’minun, 110)

“(O) erkekler ki, Allah’a kulluktan/zikirden, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alışverişleri ve ticaretleri onları oyalamaz; kendisinde kalplerin ve gözlerin ters döneceği günden korkarlar.” (Nur, 37)

21- Kur’an’ı Kerim: Kur’an’ı Kerim’in bir çok adı olduğu gibi, zikir kavramıyla ifade edilmektedir.

Dediler ki: ‘Ey kendisine Kur’an/Zikir indirilen kimse, sen mutlaka mecnunsun!” (Hicr, 6)

Şüphesiz Kur’an’ı/zikri, Biz indirdik ve şüphesiz Biz onu elbette muhafaza edenleriz!  (Hicr, 9)

22- Namaz Kılmak: Zikir, namaz kılmak olarak da anlam kazanmaktadır.

Rabb’inizden bir lütuf istemeniz doğrusu size günah değildir, artık Arafat’tan akın ettiğiniz zaman Meş’ari Haram’da Allah’ı artık zikredin ve sizi hidayete erdirdiği gibi siz de O’na namaz kılın/zikredin; doğrusu ondan önce siz, elbette dalalette olanlardan idiniz!” (Bakara, 198)

“Öyleyse bana kulluk et ve bana ibadet etmek için namaz kıl.” (Taha, 14)

Burada yüce Allah’ın gösterdiği şey namazın nasıl kılınacağıdır; ayette geçen ‘Meş’ari Haram’da Allah’ı zikredin’ buyruğundan sonra ibadetin nasıl gerçekleştirileceği verilmiş, ‘O’nun size gösterdiği şekilde namaz kılın/zikredin’ denilerek yapılacak ibadetin şekli bildirilmiştir. Yine Taha suresi 14. ayette kulluk, ibadet ve namazı bir arada zikrederek zikrin namaz olduğunu bildirmiştir.

23- Okumak: Okuma kavramı, ‘karae’ ‘tilave’ kelimeleriyle ifade edildiği gibi, aynı şekilde zikir kavramıyla da ifade edilmektedir.

“O zaman sizin sözünüzü almış ve Tur’u üstünüze  kaldırmıştık: ‘Size verdiğimiz şeyi kuvvetle tutun ve onun içindekini okuyun/zikredin, ta ki sakınasınız.’ (Bakara, 63)

“Kitap’ta İbrahim’i de oku/zikret; gerçekten o, çok doğru sözlü bir Nebiydi.” (Meryem, 41)

Ayetlerde verilen kitabın okunup emirlerine tabi olunması, böylece korunulması istenmekte, Kitap’ta Hz. İbrahim (as)’ın okunması tavsiye edilmektedir. Bütün bunlar zikrin, okumak anlamında kullanıldığını göstermektedir. Şayet tasavvufçuların iddia ettikleri gibi, buradaki zikir kavramı ‘adını söylemek’ şeklinde olsaydı o durumda, Kur’an’ın bu ifadesine dayanarak sürekli bir şekilde ‘İbrahim, İbrahim’ denilmesi gerekirdi ki bu hem gülüç hem de şirktir, çünkü anılacak yegâne güç, yalnızca yüce Allah’tır.

24- Öğüt: Zikrin en fazla kullanılan anlamlarından biri de öğüttür; bu anlam, kimi yerde Kur’ani ayetlerin, kimi yerde kainattaki olayların ve düzenliliklerin öğüt olduğu şeklinde verilmektedir.

Rasullerin haberlerinden sana her şeyi anlatıyoruz; onda, senin kalbini sağlamlaştıracak şeyler vardır. Sana, bunun içerisinde Hak ve nasihat ve Mü’minler için öğüt/zikir geldi. (Hud, 120)

“Ona karşılık sen onlardan bir ücret istemiyorsun, şüphesiz o, âlemler için ancak bir öğüttür/zikirdir.” (Yusuf, 104)

25- Öğüt almak: Kainattaki olaylardan, anlatılan kıssalardan öğüt almak için Kur’an indirilmiştir. Buradaki öğüt almak zikir kavramıyla ifade edilmiştir.

“Andolsun öğüt için Kur’an’ı kolaylaştırdık, şimdi öğüt alacak var mı!” (Kamer, 17)

26- Öğüt vermek: Kur’an’da öğüt vermek de, zikir kavramıyla açıklanmıştır.

“Biz onların dedikleri şeyleri biliyoruz, sen onların üzerine bir zorlayıcı değilsin, öyleyse tehdidimden korkan kimselere Kur’an ile öğüt ver/zikret.” (Kaf, 45)

“Ve öğüt/zikir ver, çünkü şüphesiz öğüt/zikir, Mü’minlere faydalıdır.” (Zariyat, 55)

27- Sevmek: Zikrin, geniş anlamının kapsamında sevmek fiili de vardır.

“Hemen dedi ki: ‘Şüphesiz mal sevgisine muhabbetim, Rabb’imi sevmemden/zikrimdendir;’ nihâyet perde ile gizlendi.” (Sad, 32)

Hz. Süleyman (as), değer yargılarını yüce Allah’a olan sevgisine göre belirliyor ve mal sevgisini Rabb’ini sevmekten dolayı tercih ettiğini ifade ediyor. Bu nedenle, ayette geçen zikir kavramı sevmek anlamında kullanılmıştır.

28- Söylemek: Bir konuyu, başka birine söylemek de zikir kavramıyla ifade edilmiştir.

“(O Genç), dedi ki: ‘Gördün mü, kayaya sığındığımız zaman bak, gerçekten ben, balığı unuttum ve gerçekten onu söylemeyi/zikretmeyi şeytandan başka onu bana unutturmadı ve o, acayip bir şekilde denizin içinde yolunu tuttu.’” (Kehf, 63)

29- Şan, şeref: Şan, ün, nam ifadeleri de zikrin geniş anlamı içindedir.

“Senin şanını/zikrini yükselttik!” (İnşirah, 4)

Vahyi esaslara tabi olmak, kişiyi yüceltir, şanına şan katar; yüce Allah (cc) insanlara, onların şanını yücelten kitabı indirdiğini bildirdiği gibi, Hz. Muhammed (as)’ı da vahiyle muhatap kılmakla yüceltmiş, şanını yükseltmiştir. İlgili ayette geçen şan kelimesi zikir olarak ifade edilmiştir.

30- Şeref: İnsanların yücelmesi, şeref sahibi olmaları, ancak Kur’an’a tabi olmaları ile mümkündür; yüce Allah (cc), Kur’an’ın insanlar için şeref olduğunu bildirmiştir.

“Andolsun, size bir kitap indirdik ki, onda şerefiniz/zikriniz var, artık akletmeyecek misiniz!” (Enbiya, 10)

 “Şayet Hak, onların hevalarına tabi olsaydı, gökler, yer ve bunların içinde bulunan kimseler elbette bozulurdu. Bilakis şereflerini/zikirlerini onlara getirdik, ancak onlar, şereflerinden/zikirlerinden yüzçevirenlerdir.” (Mü’minun, 71)

31- Şerefli: Zikir, şerefli anlamına da gelmektedir.

“Sad, andolsun şerefli/zikir Kur’an’a.” (Sad, 1)

“Şüphesiz şerefli/zikir yurdu, halis olmalarından onlara tahsis ettik.” (Sad, 46)

Kur’an, insanların şerefini yükselttiği gibi, kendisi de şerefli bir kitabtır. Çünkü şerefli olan şeyler ancak insanın şerefini yüceltir. Nitekim Sad, 46. ayette, şerefli/zikir yurdun halis kullar için tahsis edildiği bildirilmektedir.

32- Şükretmek: Yüce Allah’ın verdiği nimetlere ve ihsan ettiği her şeye şükretmek de zikir kavramıyla ifade edilmiştir.

“Sizden bir adamın, sizi uyarması için Rabb’inizden bir vahyi/zikri size ulaştırmasına gerçekten hayret mi ediyorsunuz!’ Düşünün ki o zaman  Nuh kavminden sonra (Rabb’iniz) sizi halifeler kıldı ve yaratılışta kabiliyetinizi artırdı, bundan dolayı Allah’a şükretmeyi ihmal etmeyin, ta ki kurtuluşa eresiniz.” (A’raf, 69)

Hz. Hud (as), Rabb’inin verdiği nimetleri kavmine hatırlattıktan sonra onlara, Allah’a şükretmelerini söylemektedir. Bu şükür ifadesi ayette zikir kavramı ile verilmektedir.

33- Tevrat: Zikrin bir diğer anlamı da Tevrat’tır.

“Andolsun Tevrat’tan/Zikir’den sonra Zebur’da da yazmıştık, şüphesiz yeryüzüne, salih kullarım ona varis olacaklar.” (Enbiya, 105)

Kur’an’ın bildirdiği üzere, Zebur’dan önce Tevrat vardı; bu nedenle ‘Arza mutlaka salih kullarım varis olacak’ ifadesi yazılan kitap, Tevrat’tır.

34- Uyarı: Zikrin bir diğer anlamı da uyarıdır.

“Ne zaman ki onunla yapılan uyarıları/zikirleri unuttular, onların üzerine her şeyin kapılarını açtık; nihayet verilen şeylerle ferahladıkları zaman ansızın onları yakaladık, işte o zaman onların sesleri kesildi.” (En’am, 44)

Kimi insanlar, zaman zaman çeşitli şekillerde uyarılırlar, yapmaları ve sakınmaları gereken hususlar ve bunlara riayet edilmemesi halinde, yapılacak şeyler bir uyarı şeklinde kendilerine hatırlatılır. İşte bu ayetlerde yüce Allah (cc), kimi insanları uyarmış, onların bu uyarıdan (zikirden) ders almamaları sonucunda ise onları helak etmiştir.

35- Uygulamak/ gereğini yapmak:

“(Bu) bir suredir, onu indirdik ve onu farz kıldık ve onun içinde apaçık ayetler vardır, ta ki uygulayasınız/zikredesiniz.” (Nur, 1)

36- Vahiy: Zikir, Rasullere yüce Allah (cc) tarafından indirilen vahiy anlamına da gelmektedir.

“Sizden bir adamın, sizi uyarması ve korunmanız için Rabb’inizden bir vahyi/zikri size ulaştırmasına gerçekten hayret mi ediyorsunuz; ta ki merhamet edilirsiniz.” (A’raf, 63)

Yüce Allah (cc) rasulleri aracılığıyla kullarına vahyi (zikri) indirmiş, ancak bu vahyi kabul etmeyen  kafirler, vahiyden (zikirden) yüzçevirerek onu kabul etmemişlerdir.

37- Yardım etmek: Yüce Allah’ı, her konu ve durumda hatırlama zikir kavramı ile tanımlanmıştır.

“Öyle ise beni hatırlatın ki, size yardım edeyim/zikredeyim bana şükredin, nankörlük etmeyin.” (Bakara, 152)

Yüce Allah (cc), indirdiği ayetler doğrultusunda kendisine ibadet edilmesini istemekte, ibadet edenleri mükafatlandıracağını bildirmektedir. Ayette geçen ‘ezkurukum’ ifadesi “Size yardım edeyim”dir. Yardımının da, surenin 157. ayetinde de154-155. ayetlerdeki durumlarla karşılaşanların üzerine olacağını bildirmektedir.

Buradaki zikir kavramı, bazı tarikatçıların iddia ettikleri gibi, sözlü olarak kendisini zikredenlere karşılık, onların isimlerini zikretmiyor; bu iddia, cahilce bir iddia ve yüce Allah’a yapılan en büyük iftiralardan birisidir.

38- Yol gösterme: Vahiy, uyarı, kitap, Kur’an, insanları Hakka teslim olmaya çağıran zikrin kapsamı içine girince doğal olarak, yol gösterme anlamı da zikrin kapsamına girecektir.

“Andolsun Musa ve Harun’a Furkan’ı, aydınlığı ve muttakiler için yol gösterici/zikri verdik.” (Enbiya, 48)

Yüce Allah (cc) Hz. Musa (as) ve Hz. Harun (as)’a “Furkan’ı, aydınlığı ve zikri” verdiğini bildirmektedir. Burada Hz. Musa (as)’a verilen zikir, İbrahim suresi 5. ayette açıklandığı üzere, kavmine yol gösterici olarak ayetlerin verildiği açıklanmaktadır. Bu da Enbiya 48. ayette geçen ifadenin, yol gösterme şeklinde alınabileceğini göstermektedir.

39- Zekere kavramı: Tüm bu anlamları yanında zikirle aynı kökten gelen zekere, erkek (müzekker) anlamına da gelmektedir.

“Onu doğurunca Allah onun ne doğurduğunu bilirken o şöyle söyledi: ‘Rabb’im, onu kız doğurdum, erkek (zekere), kız gibi değildir. Ona Meryem adını verdim. Onu ve soyunu kovulmuş şeytânın şerrinden sana ısmarlıyorum.” (Al-i İmran, 36)

“O yarattı iki çifti: erkeği (zekere) ve dişiyi.” (Necm, 45)

Rasulullah (as)’ın, zikri tanımlaması

Rasulullah (as)’a zikir konusu sorulduğunda verdiği cevap zikri bütün anlamları ile özetlemiştir.

‘‘Allah’a itaat eden Allah’ı zikretmiş olur. ( Beyhaki, iman 1,452) ”

Rasulullah (as), hutbede insanlara şöyle seslenir:

“Ey insanlar! Ölmeden önce tevbe edin; fırsat elde iken salih ameller işlemeye bakın! Gizli-açık bolca sadaka vermek ve Allah’ı çok çok zikretmekle Rabbinizle aranızı düzeltin! Böyle yaparsanız, rızıklandırılır, yardım görür ve kaçırmış olduğunuz şeyleri elde edersiniz.” (İbn-i Hişam, I, 118-119, Beyhakî,Delâil, II, 524)

Rasulullah (as)’ın, insanlara bu hitabında, tevbe etmenin, salih ameller işlemenin, sadaka vermenin ve insanların arasını düzeltmenin yüce Allah’ı çok zikretmek olduğu anlaşılmaktadır. Rasulullah (as), hayatı boyunca hiçbir zaman, insanları toplayıp Allah’ın adını, müzikal bir tonda anarak zikretmemiştir.

Rasulullah (as)’ın, zikirle ilgili tüm hadisleri, ayetlerde geçen tanımlara uygun ve onları açıklayıcı bir şekilde olmuştur. Rasulullah (as)’ın, bu apaçık tanımlarını çarpıtıp üstü kapalı bir şekilde yorumlayıp kendi yaptıkları gayri Kur’ani, gayri İslâmi çarpıklıklara delil gösterenler, dillerini eğip bükerek yalan söylemekte ve Rasulullah (as)’ın üzerine iftira atmaya çalışmaktadırlar.

Sonuç olarak,

Maddeler halinde verilen zikrin anlamları, tamamen Kur’an’dan çıkarılmıştır. Bu anlamlandırma yapılırken dikkat edilen husus; zikre verilen anlamın ayette geçen konu ile bütünlük sağlaması, siyak ve sibakına uygun olmasıdır. Zikir kavramına, Kur’ani çerçeveden bakıldığında, hemen tüm anlamlarının en az iki kez tekrarlandığı çok açık bir şekilde görülür.

Kur’an’dan, zikrin hangi anlama geldiği okundukça, her konuda olduğu gibi zikir konusunda da bidat ve hurafecilerin ve özellikle de tasavvufun ne korkunç tahrifat yaptıkları açık bir şekilde görülür. Aynı şekilde bugün, tasavvuf ehlinin müzikal bir şekle büründürdüğü ve popçuları gölgede bırakacak şekilde hareketler eşliğinde bir ibadet haline soktuğu anlamın Kur’an’da ve Rasulullah (as)’ın Sünnetinde yeri bulunmadığı da net olarak anlaşılacaktır.

Tasavvufçuların ve bel’amların, İslami değerlere verdikleri zararın bu değerlere karşı gösterdikleri gizli düşmanlığın sorumluluğu, günahı birinci derecede İslâmcı yazar ve müfessirlerin, Samiri soylu bel’am ve aydın geçinenlerin üzerindedir. Bu konuda, gerçekleri apaçık bir şekilde ortaya koyup, sonucu yüce Allah’a havale ederken, bid’at ve hurafecileri ve onlara hakkı söylemekten çekinen çıkarcıları günahlarıyla başbaşa bırakıyoruz.

Biz “Rabb’inize bir mazeret olması için ve ta ki korunsunlar.” (A’raf, 164) diye hakkı ortaya koyduk ve koymaya devam edeceğiz inşaAllah. Biz, hakkı açıkça ortaya koyduğumuz sürece “Sakınan kimseler üzerinde onların hesabından bir şey yoktur velakin bir hatırlatmadır ta ki sakınsınlar.” (Enam, 69)

Kur’an’dan hareket edildiği zaman bid’at ve hurafecilerin, Kur’an’dan ne denli uzak oldukları, bu uzak oluşlarına rağmen Kur’an’ı ne denli tahrif ettikleri, apaçık bir şekilde görülebilmektedir. Bu nedenle, İslâmi esasların, gerçek anlamlarını net olarak öğrenebilmek için her durumda Kur’an’a başvurmak gerekir.

Kur’an, net olarak bilinmeden, ne İslâmi kavramlar, ne de yüce Allah’ın bildirdiği gerçekler gereği gibi öğrenilir. İslâmi kavramlar, aslına uygun bir şekilde öğrenilmeyince İslâm öğrenilmez, İslâm bilinmeyince de yüce Allah’a gereği gibi kulluk yapılamaz. Bu ise, insanların ziyana uğramalarına ve helak olmalarına neden olur. Bunun için yapılacak en acil ve önemli iş, iman eden her bireyin, özellikle Kur’an’ı çok iyi öğrenmesi ve bu öğrendiklerini en güzel örnek ve önder edindiği Rasulullah (as)’ın örnekliğine uygun yaşaması, imani bir gereklilik ve zorunluluktur.

Tasavvuf kesiminin çarpıttıkları zikir ayetleri

Kur’an’daki zikir kavramını çarpıtanların başında gelen tasavvufçular, zikir ifadesinin geçtiği ayetlerin, ne anlama geldiklerini bilmeden kavramı, yanlış anlamlandırarak kendi çarpık mantıklarına göre kullanmaktadırlar. İslâmi esaslara göre şirk ve küfür içerisinde bulunan tasavvufçular, içerisinde bulundukları şirk ve küfrü gizlemek için Kur’ani kavramları çarpıtarak kullanmaktadırlar.

Kur’an’ı anlamayan, Kur’an’dan ve Kur’ani esaslar doğrultusunda yaşamaktan uzak olan tasavvufçular, zikir ifadesinin geçtiği ayetleri, İslâm’da hiçbir yeri bulunmayan ayinlerine delil olarak vermektedirler. Oysa onların, istismar edip delil olarak verdikleri ayetlerin, onların iddiaları ile uzaktan yakından hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. Tasavvufçuların istismar edip anlamını çarpıttıkları ayetler:

“Öyle ise beni hatırlayın ki, size yardım edeyim/zikredeyim bana şükredin, nankörlük etmeyin.” (Bakara, 152)

“İman eden kimselerdir ve kalpleri Allah’ın zikri ile mutmain olanlardır, iyi bilin ki Allah’ın zikri ile kalpler mutmain olurlar.” (Rad, 28)

Rabb’inin ismini an ve sen yöneldikçe O’na yönel.” (Müzzemmil, 8)

Şimdi bu ayetleri, sırasıyla ihtiva ettikleri manalara göre okuduğunda, ortaya çıkan anlamın, tasavvufçuların iddialarının bu anlamlarla hiçbir ilgisi bulunmadığı görülecektir.

“Öyle ise beni hatırlayın ki, size yardım edeyim/zikredeyim bana şükredin, nankörlük etmeyin.” (Bakara, 152)

Bu ayet, kendisinden önce ve sonra gelen ayetler arasındaki bütünlüğü ortaya koymaktadır. Bakara, 151. ayetinde, yüce Allah (cc) Rasulünü, ayetlerle göndererek şirkten nasıl temizlenileceğini, ibadetin (zikrin) nasıl yapılacağını bildirmiştir. Bu ibadetlerin, Rasul (as)’ın öğrettiği şekilde yapılmasını bildirmektedir.

“Nitekim içinizden, sizden ayetlerimizi size okuyan, sizi temizleyen, Kitabı ve Hikmeti size öğreten bir Rasul gönderdik ve bilmiş olmadığınız şeyleri size öğretiyor.” (Bakara, 151)

Bakara, 151. ayetindeki “Kitabı ve Hikmeti size öğreten bir Rasul gönderdik ve bilmiş olmadığınız şeyleri size öğretiyor.” hitabı, aynı surenin 239. ayetinde de geçmektedir.

Ancak şayet adamlar yahut binicilerden korkarsanız, artık güvene kavuştuğunuz zaman artık bilginiz olmayan şeyleri size öğrettiği gibi Allah’a ibadet edin.” (Bakara, 239)

Bakara, 152. ayette yüce Allah’a ibadet edilmesi istenmektedir; nitekim devam eden 153. ayette namazla (teslimiyetle) ve sabırla yüce Allah’tan yardım istenilmesini bildirmekte ve ancak bu durumda yüce Allah’ın kendileri ile beraber olacağını haber vermektedir.

 “Ey iman eden kimseler, sabırla ve namazla yardım isteyin, şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir.” (Bakara, 153)

Yüce Allah’a ibadetin ve O’nu zikretmenin, nasıl ve nelerle yapılacağı devam eden ayetlerde açıkça ortaya konulmakta ve ancak bu durumlarda yüce Allah’ın, kullarını mükâfatlandıracağı ve onları kurtuluşa ulaştıracağı bildirilmektedir.

Allah yolunda öldürülen kimselere ölüler demeyiniz, bilakis (onlar) diridirler velakin siz şuurunda değilsiniz ve andolsun sizi biraz korku, açlık ve mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle deneriz ve sabredenleri müjdele. O kimseler ki, kendilerine bir musibet isabet ettiği zaman derler ki; ‘Şüphesiz biz, Allah’a aitiz ve muhakkak biz O’na döneceğiz. İşte Rab’lerinden salavat (yardım) ve rahmet onların üzerinedir ve işte onlar, hidayete erenlerdir.” (Bakara, 154-157)

Yüce Allah (cc), canları başta olmak üzere, mallarıyla ve diğer bütün değerleriyle ibadet ve kulluk edenleri, bu uğurda başlarına gelenlere sabredenleri, bela ve musibetlerle karşılaştıklarında bıkkınlık göstermeyip başlarına gelenleri metanetle karşılayarak ‘Şüphesiz biz, Allah’a aitiz ve muhakkak biz O’na döneceğiz. diyenleri mükâfatlandıracağını 157. ayette belirtmektedir. Bu da, İşte Rab’lerinden salavat (yardım) ve rahmet onların üzerinedir ve işte onlar, hidayete erenlerdir. müjdesidir.

Tasavvufçular, Bakara, 151-157. ayetlerini bir bütün olarak almadan, siyak ve sibakına bakmadan, sakat ve kasıtlı bir mantıkla, yalnızca ‘Fezkuruni, ezkurukum’ bölümünde zikir olarak geçen ifadeyi yanlış anlamlandırarak sesli haykırış olarak almaktadırlar ki bunun, Kur’an ve Sünnette hiçbir delili olmadığı gibi, aynı zamanda gülünç bir iddiadır. Çünkü o mantığa göre yüce Allah (cc), kullarına kendisini zikretmelerini isterken, kendisi de onları aynı şekilde sesli olarak zikredecektir.

 İnsanlardan bir kısmının iddia ettikleri sesli haykırışı ne Kur’an bildirmiştir, ne de Rasulullah (as) öğretmiştir. Kur’an’da apaçık olarak ortaya konulan kulluğun nelerle ve nasıl olacağı açıkça belirtilmiştir. Bunları yapmayan tasavvufçular ve onların paralelinde giden bid’atçılar, ayetleri çarpıtarak kendilerince bir çıkış yolu bulmaya çalışmaktadırlar.

Kendisine kulluk yapmaları için yarattığı kullarını her vesile ile uyaran yüce Allah (cc), kulluk yapmayanları cezalandıracağını da bildirmektedir.

“De ki: ‘Duanız olmasaydı, Rabb’im size niye önem versin; şimdi gerçekten yalanladınız, artık ileride (cezanız) kaçınılmaz olacaktır!” (Furkan, 77)

Tasavvufçu ve bid’atçıların çarpıttıkları ikinci ayet, Rad suresinin 28. ayetidir; onlar, bu ayeti de, siyak ve sibakına bakmadan çarpıtarak değerlendirmektedirler. Tabii ki bu çarpıtıcılara, Kur’an mantığından ve Tevhidi ilkelerden habersiz bazı meal yazarları da yaptıkları çevirilerle destek olmaktadırlar. İlgili ayetin aslı şudur:

“İman eden kimselerdir ve kalpleri Allah’ın zikri ile mutmain olanlardır, iyi bilin ki Allah’ın zikri ile kalpler mutmain olurlar. İman edip salih amel işleyen kimseler ne mutludur ve dönülecek yerin güzeli onlaradır.” (Rad, 28-29)

Bu  ayetlerde, iman edenlerin kalplerinin, yüce Allah’ın indirdiği zikriyle yani Kur’an ile mutmain olduğu, kalplerin ancak Allah’ın zikriyle mutmain olacağı bildirilmektedir. Rad suresinin 27. ayetinde kâfirlerin, alaycı bir üslup ile ayet istedikleri, ancak yüce Allah’ın, bu alay edenleri saptıracağı ve ancak Kendisine yönelenleri hidayete ulaştıracağı belirtilmekte, 28. ayette de iman edip hidayete ulaşanların kalplerinin indirilen zikirle mutmain olduğu açıklanmaktadır. Bu zikrin, Kur’an olduğu birçok ayette açıklanmaktadır.

Yüce Allah’ın indirdiği Kur’an’ı anlamaktan, ona iman etmekten uzak kimseler, Rahman’ın zikrine tam teslim olmadıkları, Kur’an doğrultusunda hareket etmedikleri için, bu yüce Kitab’ın ayetlerini çarpıtmakta, Hakkı batılla bulamaktadırlar. Bunun sonucunda Kur’an’dan uzak bir inanca ve yaşantıya sahip olmaktadırlar.

Tasavvufçuların anlamını çarpıttıkları diğer bir ayette de Müzzemmil suresi, 8. ayetidir. İlk gelen ayetlerden olan bu ayetin de, bu saptırıcıların iddiaları ile hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. Çünkü bu ayet, Tevhidi esasları insanlara duyuran Rasulullah (as)’ın, davet metodunu belirlemekte ve nasıl hareket edeceğini bildirmektedir.

 “Şüphesiz senin için gün boyunca (Rabb’ini) yüceltme vardır. Rabb’inin ismini an ve sen yöneldikçe O’na yönel; doğunun ve batının Rabb’idir; O’ndan başka ilah yoktur; öyleyse O’nu vekil edin.” (Müzzemmil, 7-9)

Bu ayet, insanları, çok zor şartlar altında, yüce Allah’a şirk koşmadan iman etmeye ve Tevhidi esaslara teslim olmaya insanları davet eden Rasulullah (as)’ın, daveti sırasında yalnızca yüce Allah’ın adına hareket etmesini istemektedir. Nitekim devam eden ayette, “(O) doğunun ve batının Rabb’idir; O’ndan başka ilah yoktur, yalnız O’nu vekil tut.” buyurularak yalnızca yüce Allah’ı vekil tutmasını bildirmektedir.

Rabb’inin ismini an ve sen yöneldikçe O’na yönel davet sırasında yalnızca yüce Allah (cc) adına davetin yapılması,

Rabb’inin ismini an ve sen yöneldikçe O’na yönel bütün zorluklar karşısında yalnızca O’na yönelinmesi,

Rabb’inin ismini an ve sen yöneldikçe O’na yönel; doğunun ve batının Rabb’idir; O’ndan başka ilah yoktur; yüce Allah’ın, doğunun ve batının, yani bütün kâinatın Rabb’i olduğunun duyurulması,

Rabb’inin ismini an ve sen yöneldikçe O’na yönel; doğunun ve batının Rabb’idir; O’ndan başka ilah yoktur; öyleyse O’nu vekil edin. hiçbir güçten ve kimseden korkmadan yalnızca yüce Allah’ın vekil tutulması istenmektedir.

Şimdi bütün bu gerçekleri gözönünde bulundurmadan, Rasulullah (as)’ın, o zorlu günlerdeki mücadelesini, davet uğrunda başına gelen zorlukları, arkadaşlarının bu uğurda işkence görmelerini ve şehid edilmelerini bilmeden, tam cahilane bir mantıkla, Rabb’inin ismini an ve sen yöneldikçe O’na yönel; ayetinin anlamını çarpıtıp sanki Rasulullah (as) o günlerde oturup “Allah Allah” diye zikretmiş gibi anlamak, şayet İslâmi esasları bozmaya ve Tevhidi ilkeleri gizlemeye yönelik sinsi ve hain bir düşünce değilse, bu apaçık bir şekilde cehalet, ahmaklık, küfür ve şirktir.

Sonuç olarak tasavvufçuların, koro halinde seslendikleri ve adına zikir dedikleri sözlerin, Kur’an ve Sünnette hiçbir delili yoktur. Bu, tasavvufçuların, İslâm toplumu içerisinde kendilerine yer edinme gayretlerinden başka bir şey değildir.

Apayrı bir din ve inanç biçimi olan tasavvuf ve bu dine bağlı olan tasavvufçular, aynı gayretle içerisinde yaşadıkları Yahudi ve Hrıstiyan toplumlarının yanında yer edinmek için onların dinlerine ait motifleri ve hükümleri çarpıtıp kullanmaktadırlar. Başka bir dersimizde tasavvufun nereden nasıl kaynaklandığı, İslâm ile uzaktan yakından herhangi bir ilgi ve ilişkisinin bulunmadığını delilleri ile inşaAllah açıklayacağız.

Selam ve rahmet, Rab’lerine kul olanların ve yalnızca Rab’lerinin gönderdiği Kur’an/zikir ile kalpleri mutmain olanların üzerlerine olsun. Âmin!

Ramazan YILMAZ

RELATED ARTICLES
LEAVE A COMMENT